"ÖVGÜ" VE "TEŞVİK"İN ÇOCUĞUN GELİŞİMİ ÜZERİNE ETKİLERİ


    Çocuğunuzu motive etmek için ona ne dersiniz; yaklaşımlarınız aşağıdaki gruplardan hangisine daha yakın?

    1.GRUP: Aferin, mükemmel olmuş. Sen iyi ve başarılı bir çocuksun. Takımda en iyi oynayan sensin. Sınıfta kaçıncı oldun? Çok iyi bir iş yaptın. Resmin çok güzel olmuş.

    2.GRUP: Ödevini yaparken gösterdiğin özeni ve çabayı takdir ediyorum. Bu davranışından dolayı seni kutlarım. Bu maçta takım içindeki performansını çok beğendim. Geçen sınava göre bu sınavda daha çok doğrun var; yanlışların da azalmış. Her geçen gün bu konuda daha çok gelişiyorsun. Resmini çok beğendim, özellikle de gözlerdeki ifadeyi çok anlamlı buldum.

    Yukarıdaki ifadelerden 1. Grup övgü, 2, Grup teşvik içermektedir. Her ikisi de siyah ve beyaz kadar birbirinden farklıdır.

ÖVÜLEN ÇOCUK

    Çocuğunuzun "aferin, hep böyle iyi ol" tarzında kontrol ederken" sadece benim istediğimi yaptığın zaman değerlisin, bu nedenle sana güvenilmez" mesajını vermiş olursunuz. Bu durumda çocuk, hata yapmaktan ve bir şeyler yapmayı denemekten korkar. Övgüye alışan çocuk, ancak başkalarını memnun ettiği zaman değerli olduğuna inanır; ne hissedip düşündüğünüz önemlidir. Bu nedenle çocuk kişiliğini geliştiremez, isyan edebilir, iş birliği yapmayı reddedebilir; bağımlıdır, beğenilmemekten korkar ve mükemmeliyetçidir, başaramayacağını fark ettiği konularda çabuk pes eder, sebat gösteremez.

    Ödül sadece bitirilmiş ve iyi yapılmış işlere verildiği için çocuk; anne-babanın tutumundan "değerli olmak için benim standartlarıma uymalısın mesajı" alır. Böylece kendine gerçekçi olmayan standartlar koyar. Kaybetmekten korkar. Mükemmel oldukça değerinin arttığına inanır. Övülen çocuk "en iyi", "en güzel" gibi yüceltme ve çıkar ifade eden sözlerle karşılaşır. Çocuk ancak başkalarından üstün olursa değerini sürdürebileceği mesajını alır. Aşırı bir yarışma duygusu içine girer. Hep başkalarını geçmeye çabalar. Sadece en üstte olduğu zaman değer kazandığına inanır. Her zaman en iyi olma sorumluluğunu yüklenir, yenilgiden, geçilmeden korkar. İstediği kadar candan olsun, soğuk bir değer geliştirir. Öven kişi, övülene karşı hâkimiyet kurmuş olur. Öven kişi, övüleni "değerlendirdiği" için ona yüksekten bakar. İlişkide eşitlik yoktur. Bu durumda çocuk, sürekli olarak başkasının desteğine, değerlendirmesine ihtiyaç duyar, bağımlıdır. Övgü yapılmadığında ceza yerine geçer, çok yapılırsa ucuzlar.


TEŞVİK EDİLEN ÇOCUK

    Çocuğu teşvik etmekle sonuç istediği gibi olmasa da çabasını, olumlu yönlerini, kendi içindeki gelişmesini vurgulayarak:, sorumlu ve bağımsız olabileceğine. İnandığınız mesajını verirsiniz. Böylece çocuk, davranışları için sorumluluk alır. Hata yapma ve deneme cesareti kazanır. Teşvik edilen çocuk, öz güvene sahiptir. Kişiliğinin değil davranışlarının değerlendirildiğini bilir. Gelişmeleri değerlendirmeyi ve kendi başına karar vermeyi öğrenir. Öz değerinin kendi sorumluluğuna bağlı olduğunu bilir. Güvenlidir, iş birliğinden hoşlanır, bağımsızdır. Teşvik edilen çocuk beğenilmemekten korkmaz. Kendisi ve çalışmaları hakkında hissettiklerine önem verir. Mükemmel olmadığının bilincindedir. İşinde sebatlıdır. Teşvikte odak noktası çocuğun çaba ve gelişmeleri olduğu için o, mükemmel olmak zorunda olmadığını fark eder. Önemli olan çaba göstermesi ve kendi içindeki gelişmesidir. Böylece adım adım kendini güdüleyerek, kendine gelişme olanağı tanır.

    Teşvik edilen çocuk, başkaları ile kıyaslayarak değil, kendi davranışlarıyla değerlendirilir. Böylece çocuk, sadece rekabetin değil, gerektiğinde grup çalışmalarının da paylaşımın da gelişmek için önemli olduğunu bilir. Bu nedenle yetenek ve çabalarını yalnız kendisi için değil, başkaları için de kul1anmayı öğrenir. Kendisininki kadar başkalarının başarılarından da mutluluk duyar. Teşvik kabul ve saygı demektir. Teşvik eşit insanlar arasında olur Herkesin teşviğe ihtiyacı vardır. Teşvik edilen kişi, kendi kendini güdüleyebilir. Bir başkasının değerlendirmesine ihtiyaç duymaz.

ANNE-BABA OLMAK

    Çocukların sorumluluklarını öğrenmeleri kendileri için son derece önemlidir.  Sorumluluklarının öğrenilmesine dayanan bir eğitim yaklaşımıyla çocuk bir mutluluk bilinci geliştirir ki bu da eğitimin ana hedefidir, Çocuklar birtakım sorumluluklar üstlenip onların gereklerini yerine getirerek hayatla en doğrudan teması sağlıyor, neredeyse ona elleriyle dokunuyorlar.

    Bu dünyada her birey için daima iki yol olup seçim çocukluk yaşantılarına dayanıyor. Yollardan biri öz güvenin ışıltısıyla parlarken diğeri ne yazık ki hayat karşısındaki tavrı korku olan bir çocuğun mutsuzluluğunu yansıtıyor. Her ebeveyn çocuğunun öz güven yolunda ilerlemesini sağlama şansına sahiptir. Bunun için neler yapılabilir?

    * Nitelikli Zaman: Bugün artık anne babanın çocukla geçireceği bir anlık zamanın bile çocuğun gelişimine sağladığı yarar konusunda tam bir görüş birliği vardır. Oysa çocuğuna saatler ve saatler ayıran bir anne baba çocuğuna her zaman olumlu bir değer katmayabiliyor. Çünkü işle ev arasında geçirilen bir hayat insana bir çocuğun saflığına gerektiği kadar eğilme imkanı tanımıyor çoğunlukla. Dinlerken ve konuşurken karşımızdaki çocukla iletişim kurmuyoruz da günlük bağuşmacanın bir tekrarını yaşıyoruz adeta. Böylesine anlamsız bir iletişimin etkisi de boşluk ve doyumsuzluk olarak ortaya çıkıyor çocukta,

    *Söz değil, eylem: Azar ve nasihatin eğitimde çok kullanılıyor olması, çocukları kazanılması istenen davranışlardan uzaklaştırıyor. Sözler etkisini yitirip içi boş birer kalıba dönüştürüyor. Eylemlerin sözlerden daha etkili olmalarının nedeni de bu zaten. "Çoraplarını neden sağa sola atıyorsun?" diye bağırmak yerine, yalnızca düzgünce yerleştirilmiş eşyalarının yıkanması çocuğa çok şey anlatıyor. Ya da çocuğunuz okula giderken sürekli olarak yemeğini ya da bir kitabını evde unutuyorsa kendinizi tutun ve unuttuğunu ona hatırlatmayın; çocuğunuzun hatırlamanın önemini öğrenmesine izin verin.

    * Kendilerini güçlü hissetmelerine olanak sağlayın: Gelişmelerin her aşamasında çocuklar kendilerini güçlü ve değerli hissetmeye ihtiyaç duyuyorlar. Onlara çeşitli konularda fikirlerini sorun, kimi durumlarda birlikte çözüm ararken değişik bir takım seçenekleri gözlerinin önüne serin, alışverişe yardım etmesine ve yaşına uygun olarak bazı ev işlerini yapmasına izin verin. Onların adına bir şeyler yapmaktan vazgeçmeliyiz; çünkü nasıl bir yardımı amaçlıyor olursak olalım, yarar sağlamaktan çok zarara neden oluyoruz böyle yaparak.

    *Tutarlılık: Eğer çocukla herhangi bir konuda bir anlaşma yapılmışsa anlaşmanın tüm koşullarına sadık kalınmalı. Zira çocuklarla bir anlaşma yapıldıysa, ağlayıp sızlanmalarına aldırılmamalı ve anlaşma yerine getirilmeli.

    *Disiplinde mantık: Disiplin özdenetime giden yolun temel taşı hatta öz denetimin olmazsa olmaz koşulu. Ancak bir çocuğun disiplinden böylesi bir yararı sağlayabilmesi için, mantıktan uzaklaşmamak gerekiyor, Bir kuralın nereden getirildiği veya bir cezanın neden verildiği çocuk tarafından anlaşıldığı zaman istenen sonuç elde edilebiliyor. Bazı durumlarda çileden çıkan ebeveyn cezanın eğitim tekniklerinden biri olduğunu unutarak öfkesini yatıştırmak için kullanıyor. Ceza çocuk eğitiminde belli bir yere ve değere sahip kuskusuz, ama ölçü kaçırılınca ceza da hiçbir işe yaramıyor. Ceza verince caymamak ama cezanın uygulanma süresi içinde çocuktan sevgiyi esirgememek gerekiyor. Verdiğiniz cezanın yanında bir de sevginizi vermekten sakınırsanız, çocuğu iki kere ve artık haksız yere cezalandırmış olursunuz.

    *Çocuğu davranışlarıyla özdeşleştirmemek: Çocukların davranışlarıyla özdeşleştirilmeleri onları içinden çıkamayacakları bir kısır döngüye itebiliyor. Çocuğu değil ama davranışı yargılamak "sen kıskançsın, inatçısın" demekten kaçıp kıskançlık ve inatçılık üzerine birlikte düşünerek çocuğun öz güven geliştirmesini doğrudan sağlıyor.