Çocuk
gelişim ve değişim sembolüdür. Bebeklik, okul öncesi dönemdeki değişim
ve gelişimler "son çocukluk dönemi" diye adlandırdığımız 6-11 yaş
döneminde de devam eder. Çocuğun bu dönemde zihinsel, sosyal gelişimi
ön plana çıkar. Bu dönemde çocuk bireyselleşmenin adımları atarak bir birey olarak toplumda yer almaya başlar. Bu dönemde zihinsel ve sosyal
becerileri oldukça gelişir.
Zihinsel becerileri temel matematik ve fizik prensiplerini
öğrenebilecek düzeye ulaşır.
Düşünme, öğrenme, diğer bireyleri ve sosyal yapıyı anlama biçiminde
önemli değişiklikler olur. Daha önceden çocuk birinin düşüncesini
diğerinden ayıramazken, yavaş yavaş başkalarının duygu ve
düşüncelerinin farklı olduğunu anlamaya başlar. Başkalarının da
kendilerine göre düşüncelerinin olduğunu anlayabilir. Bu dönem
"başkalarıyla" ilişkinin kurulabildiği bir dönemdir. Hiç görmediği
yerler ve hiç karşılaşmadığı insanlar hakkında düşünür.
Bu dönemi, kendi içinde 9 yaşa kadar olan dönem; 9 yaştan sonra olan
dönem olarak ikiye ayırabiliriz. 9 yaştan sonrası cinsiyet ayrımının en
yoğun yaşandığı dönemdir. Kız ve erkek grupları vardır. Ve bu gruplar
çoğu zaman çatışma halindedir. Bir grup diğer gruba karşı dayanışma ve
işbirliği içerisindedir. Örneğin; sınıfta yan yana oturmak, halk
oyunlarında el ele tutuşmak bile onlar için olumsuz bir yaşantıdır.
Birleştirmeye çalışma çabaları gereksiz ve işe yaramayacaktır. Bu
gruplar içinde çocuk sosyalleşme sürecini yoğun yaşar, grup
kurallarına uyar, başkalarının haklarına saygı gösterir. Çocuk grup içinde kendini
tanır. Kız ve erkek çocukların bu karşıt uçlarda olma özelliği 11 yaş
sonrası gözlenmemektedir.
Bu dönemde fiziksel gelişim önceki yaşlara oranla daha yavaştır.
Bedendeki gelişmeler yavaş olduğu için de çocuk hareket becerilerini en
iyi şekilde kullanmayı ve kontrol etmeyi öğrenir. Fiziksel büyümenin
yavaş olmasına karşın kassal gelişim hızlıdır. O yüzden bu· yaş çocuğu
canlı ve hareketlidir. Oyun grupları oluşmaya başlamıştır. Çocuk grup
içinde kendini kanıtlamak istemektedir. Örneğin: En iyi koşan ya da
topa en iyi vuran popüler olur. Hareketlilik özelliği erkek çocuklarda
kız çocuklara oranla daha fazladır. Oyun ve ilgi ev ortamından sokağa
ya da dış çevreye kaymıştır. Çocuğun oyunlarda başarılı olabilmesi için
çocuğun gereken bedensel olgunluğa erişmesi kadar, kendine fırsat
tanınması, deneyim fazlalığı ve kendine güven de önemlidir.
İlkokul çocuğu fiziksel gelişiminin farkına varır. Bununla birlikte
çeşitli hareket becerilerindeki etkinliğinin arttığını da fark eder. Bunu
fark ettikçe benliği gelişir. Diğerlerinin yapabildiklerini yapma
çocuğun benlik imajını etkiler. Değişim gelişim sürecinde çocuklar sık
sık kendini diğer çocuklarla karşılaştırırlar. Benlik gelişimi anne
baba, öğretmen ve arkadaşlardan etkilenir. Yetişkinler çocuklarıyla
ilgili beklentilerinde gerçekçi olarak bir şey becerdiklerinde onlara
gülümseyerek, okşayarak, veya aferin diyerek çocukların benlik
gelişimini olumlu biçiminde etkileyebilirler. Bu yaş çocuğunun kendi
bedenine karşı tutumları benlik gelişimini etkilemektedir. Bedenine
olumlu tavır takınan çocuk, kendine güvenmekte ve kendini yeterli
hissetmektedir.
Ahlaki
gelişim bireylerin doğru ve yanlış davranışları bilinçli olarak
öğrenmesiyle gerçekleşir.
Erken çocuklukta ( 0-6) kabul gören davranışlarının
"iyi", ceza gören davranışların "kötü" olduğunu düşünür. Çocuk
büyüdükçe değerler ve inançlar gelişmeye başlar. 8-9 yaşından önce
çocuk kuralların nedenini anlamadan ya da farkında olamadan aileden ve
çevresinden öğrenir. 9-10 yaşından itibaren kuralların nedenini ve
anlamını fark etmeye başlarlar. Bu kuralları arkadaş gruplarına da
taşırlar. Birbirini şikayet etme, uyarma, ayıplama bu dönemde
sıkça görülen davranışlardır.
Anne babaların, 11 yaş sonrası sık sık dile
getirdikleri: "Bu çocuğa ne oldu artık onu tanıyamıyorum?. Agresif, söz
dinlemez, vurdumduymaz biri oldu çıktı.' yakınmalarının altında aslında
çocukta başlayan hızlı fizyolojik ve psikolojik değişim yatar. Çocukta
oluşmaya başlayan değişimlerin bilinmesi anne-baba ile çocuğun
ilişkilerini daha sağlıklı kurmasına yardım edecektir. Bu nokta gözden
kaçınılmamalıdır.
Çocukta oluşmaya başlayan ve dikkate alınması gereken
değişimler:
-
Fiziksel büyüme ve buna uyum sağlama çabası.
- Otoriteyi reddetme ve bağımsız davranma çabası.
- Bir gruba ait olma ve uyum sağlama çabası.
- Kimlik geliştirme ve yeni kimliğine uyum çabası.
- Cinsiyet rollerini benimseme ve uyum sağlama çabası.
"Ergen
kendisine bir yetişkin gibi davranıldığını ne kadar erken hissederse
kendisi de bir yetişkin gibi davranmayı o derece erken
başarabilecektir."
ERGENLİK ÇAĞININ TEHLİKELERİ NE DEMELİ? NASIL DAVRANMALI?
Kendi adımıza gençlik, hem içinde yaşarken hem de
ileriki yaşlarda özlemle andığımız; tehlikesiz, zevkli, deli dolu bir
çağdır. Oysa kendi çocuğumuz ergen olduğunda, birden bire riskleri,
çatışmaları ve içinden çıkılmaz sorunlarıyla dikilir karşımıza...
Gençken, her isyanımızda büyüklerimizin: "Anne baba
olunca anlarsın." sözleri kendi çocuğumuzun ergenlik çağına adım
atmasıyla gerçek anlamını bulmaya giderek şekillenmeye başlar. Biz de
ergen olmuşuzdur ama ebeveynlerimizin uyarılarını hep kulak arkası
etmiş, dünyanın merkezinde olduğumuzu sanarak, söylenen her söze omuz
silkmişizdir. Oysa şimdi, bizi kendi ergenlik çağımıza götürecek ve
"Ben nasıl acaba?" sorgulamasını yaptıracak bir sürece girmişizdir.
Bir zamanlar bizim başımızda esen kavak yelleri şimdi
çocuğumuzun başındadır. Biz bu yelden savrulmadan kurtulabilmişizdir
belki ama ya çocuğumuz.... Zaman, eski zaman değil ki yel aynı yel
olsun. Ne yapmalı? Nasıl davranmalı?... Anne babamızdan gördüğümüz
gibi müdahale edip yasaklar mı koymalı? Yoksa, her davranışa göz yuman
anlayışlı anne babayı mı oynamalı? Her şeyi yelin önüne mi bırakmalı,
yelin yönünü tersine mi çevirmeli?
Bir zamanlar, karanlıkta el yordamıyla yolumuzu
bulduğumuz ergenlik, artık tipik özellikleri sıralanabilen , gizi
çözülmüş bir dönem... Yeter ki gize ulaşmanın yolları bilinsin.
Ergenin yaşama zaptetme isteği, kendini beğenme- ailesini beğenmeme
eğilimi, özgürlüğüne düşkünlüğü, kendini ve karşı cinsi keşfetmeye
başlaması, ani durgunlukları, ani taşkınlıkları ve saldırganlığı; bu
döneme özgü davranışlar...
Otorite, disiplin ve sınır koymanın önemi, anne babanın
kendi yaşının gereklerini yerine getirmesi ve mesafeli bir anlayış
sergilemesi de dönemin ebeveyne dönük özellikleri ...
Bu dönemde ergene nasıl davranılmalıdır?
Ebeveynlerin kafası karışık oluyor. Aileler ergeni
bazen çocuk gibi görüyor ve öyle davranıyorlar. Bazen de "Sen artık
büyüdün." deyip bir büyük gibi davranmasını bekliyor çocuktan. Ergenler
de bazen yaşından daha küçük ,bazen daha büyük davranabiliyorlar.
Dolayısıyla her iki tarafın kafası da çok karışık olduğu için rol
karmaşası yaşamıyor. Bu kişi bir yetişkin mi yoksa bir çocuk mu?
Çocuğun ergenlik dönemine girişiyle, ailede de· bir
takım değişiklikler olması ve ailedeki kuralların bir miktar
esnetilmesi gerekiyor. En azından gencin artık daha fazla kendi adına
karar verebilmesi, kendi sorumluluklarını üstlenebilmesi, kendi
işlerini düzenleyebilmesi bekleniyor. Hayat alanının sınırlarını
aileden ayırması söz konusu. Daha önce çocukluk döneminde aileler
çocuklarının hemen hemen her şeyinden haberdar olup her şeyiyle
ilgilenirken şimdi artık gencin kendine özgü ailesiyle paylaşmayacağı
bir alanı var oluyor. Bu, sadece davranış açısından değil düşünsel
açıdan da olabiliyor. Bazı düşünce ve duygularını ailesiyle paylaşmak
yerine, arkadaşlarıyla paylaşmayı tercih edebiliyor ergenler.
Dolayısıyla ailedeki sınırlar bir miktar daha esneklik kazanmalı.
Gencin dış dünya ile ilişkileri biraz daha artmalı bu dönemde. Bu
çerçevede onun sınırlarına saygı göstermek, fikirlerini daha fazla
dinlemek, daha fazla sorumluluk almasını beklemek, kendi kararlarını
vermesi ve sonuçlarını görmesi için ona fırsatlar tanımak gerekiyor.
Anne babaya karşı daha
tepkili oluyorlar, neden?
Bu dönemde genç kendi sınırlarını çiziyor, özerklik alanını
genişletiyor. Çünkü anca böyle büyüdüğünü hissedebiliyor. O böyle
özerklik kazanma çabası içerisindeyken anne baba ona çocukluğunda
olduğu gibi davrandığında kendi koymaya çalıştığı sınırların ihlal
edildiği duygusuna kapılabiliyor ve buna tepki gösterebiliyor. Gencin
zihni bu konuda çok da net olmuyor. Bazen annesi "Üstüne bir şey giy,
üşüteceksin." dediği için çok aşırı tepki gösterebilirken bir başka
zamanda "Anne bugün ne giyeyim." diye annesine sorabiliyor. Gencin
davranışlarındaki bu değişkenlik tabii aileleri zorluyor. Ama eğer bu
gidiş gelişleri bilirlerse, kendilerinden yardım istenildiğinde yardım
eder, onun dışında gencin seçimlerini yapmasına izin vererek
ilişkilerini sürdürürlerse, o zaman her şey daha kolaylaşır.
Bu dönemde ergenlerin duygularında neden ani çıkışlar
gözlemlenebiliyor?
Çocukların çok değişken oldukları bir dönem.
Yaşadıkları fiziksel ve sosyal değişikliklere hızla uymaya
çalışıyorlar. Uyum çabası da böyle gidiş gelişler gerektiriyor. Bazen
dengeyi ayarlayabilmeleri zor olabiliyor. Bunun dışında hormonal
değişiklikler de söz konusu. Biyolojik değişiklikler psikolojik
etkiler de yaratır. Ama her genç bu dönemi sıkıntılı geçiriyor demek
de mümkün değil. Gençlerin ailenin ya da öğretmenlerin farkında
olmadığı üzüntü, sıkıntı, huzursuzluk hissediyor ama bunu dışarıya
yansıtmıyorlar. Yani sessiz fırtınalar yaşayan bir grup da var. Genel
olarak kabul edilen bunun patalojik bir durum olmadığı. Niye böyle
hissediyorlar? Çünkü kendi duygularının farkına varıyorlar. "Ben ne hissediyorum" u daha fazla düşünmeye başlıyorlar. Sorduğunuzda kendi
duygularını daha fazla düşünmeye başlıyorlar. Sorduğunuzda kendi
duygularını daha rahat bir şekilde ifade edebiliyorlar. Bu kendinin
farkındalığının artmış olması, gençlerin kendilerini daha çok
gözlemlemelerine neden oluyor. Bu da bir miktar daha gerginlik
yaratabiliyor. Bu dönemde yapılacak şey bu sinirliliğin, zorlukların,
üzüntülerin üzerine gitmemek. Gence bunun geçeceğini, bunu
atlatacağını söyleyerek sakin bir tavırla yaklaşmak uygun olur, tabii
sorunlar ciddi boyutlara ulaşmadığı sürece. Anne babalar istediği
zaman yanında oldukları mesajını vermeliler çocuklarına.
Kız erkek arkadaşlıklarının
başladığı bir dönem. Bu konuda gence nasıl davranılmalı?
Bu
konuda her aile kendi çevre koşullarına kültürüne, inancına göre
davranıyor. Bunun için doğru davranış şöyle olmalıdır, diye bir şey
söylemek mümkün değil. Aileler kendi içlerinde tutarlı olmalılar. Özel
bir kız-erkek arkadaşlığına önem vermeseler bile, çocuklarının karşı
cinsten de arkadaşları olması için fırsat tanımalılar. Mümkün
olduğunca çocuklarının arkadaşlarını tanımaya çalışmalılar. Eğer
aileler kız erkek arkadaşlığına izin verirlerse de o zaman
çocuklarının bu arkadaşları bulması için uygun ortamlar
sağlamalıdırlar.
|